Arama

Yükleniyor...

Sevgili hayatımdan çıkardığım insana,

Sevgili hayatımdan çıkardığım insan,


Mesajına iki özlü söz ile cevap vereceğim:
Kötüler cezalarını hemen görmüyorlar diye şaşmayın, her şeyin bir sırası vardır.
Aisopos


Şaşırmıyorum, çünkü bana attığın mesajdan, senin cezanı çekme sıranın geldiğini görebiliyorum.

Şu an cezanı çekiyorsun sen. Ben her zaman özgürlükten yana bir insandım ve her zaman seçimi sana bıraktım ve sende seçimini yaptın. Hiç kusura bakma ama, her koyun kendi bacağından asılır. Kişi seçimini kendi yapar ve cefasını da kendi çeker, sefasını da kendi sürer. Sen sefanı sürdün, şimdi cefasını çekiyorsun. Üstelik bu cefayı sana kendi vicdanın çektiriyor. Öngördüğüm şekilde gelişiyor herşey.

Dolayısıyla şaşırmıyorum. Sıran geldi...
İnsanın özgürlüğü , kendisine yapılanlara karşı takındığı tavırda gizlidir.
Jean Paul Sartre

Özgürlük, sorumluluğu da beraberinde getirir demiş rahmetli Sartre. Günümüzde içi boşaltılan özgürlük kavramını anlayamayanlar, bu cümleyi de idrak edemezler. Her istediğimi yaparım ı özgürlük zannederler. Oysa özgürlük, çok ağır bir yüktür kişinin omuzlarında duran. İnsanoğlu' nun kendi eylemlerinden sorumlu olması, eylemlerinin sonuçlarına katlanmak zorunda olmasıdır özgürlük.




Yukarıda da bahsettiğim gibi, her suç ve kötülük, özgürlük nedeniyle kendi mahkemesinde elbet bir gün
yargılanmayı bekler. Ulusların mahkemeleri vardır, uluslararası mahkemeler de vardır. Ancak her daim
ve her kişi üzerinde etkili olan tek bir mahkeme vardır, o da VİCDAN dır.
 

Bugün senin mahkemen, dün yaptığın kötülüklerin faturasını sana kesiyor, seni yargılıyor. Sende o yargılanmadan ötürü bu mesajı yazdın. Beni sevdiğinden, veya özlediğinden değil. Ben sana, başka kimsenin sana cinsel veya farklı bir yolla veremeyeceği bir şeyi vermiştim, o şeyi kaybettin benle birlikte, o nedenle de şu an onun eksikliğini hissediyorsun ve vicdanında sana onun muhasebesini yapıyor. Geçici heveslerinin yarattığı sis perdesi kalktığında, çıplak ve acımasız gerçek ile karşı karşıya kaldın ve o gerçek, vicdanını harekete geçirdi.


Seninle aynı durumu yaşayan başkaları da var, merak etme.

Yalnız değilsin bu konuda yani.

Demiş ya,
İnsanın özgürlüğü, kendisine karşı yapılanlara karşı takındığı tavırda gizlidir.

diye. Evet, seninle birlikte diğerleri de, ne derece özgür olduklarını, son zamanlarda takındıkları tavırlarla ortaya koydular. Biri, arkadaşı yoluyla bişeyler ima etmeye çalıştı (küstahça devam ediyor, pes etmemiş hala), yem atmaya çalıştı, ama tutmadı, sert kayaya çarptı, oltası kırıldı. Diğeriyse, -belkide balık hafızalı olduğundan- unutmuş gibi görünüyor. Ama bunun sadece "görünürde" olduğunu sağdan soldan öğrendim. Uğruna beni sattığı adamdan dayak yediği gün, onun da vicdanı kendisini yargıladı, etrafına söylemese de içinden beni andı, öyle tahmin ediyorum...

Ve sen. Aralarında, onca şeyden sonra, karşıma bizzat çıkma cesaretini gösterebilecek tek kişi sendin.

Boş umutlara kapılma şimdi, bu cesaretin ödüllendirilmeyecek. Çünkü sende özgürlüğünü, takındığın tavır ile belli ettin. Sende özgür çıkmadın. Diğerleri gibi bir kölesin sadece, (bu terimi kullanmak istemezdim ama, cuk diye oturduğu için kullanıcam) NEFS inin kölesi. Nefsin seni, geçmişte yaptığın tercihe itmişti. Şimdi aynı nefis seni bana yöneltti, ancak bir farkla. Bu sefer VİCDAN da etkili oldu bunda. Yani sadece bencilce bir tercih değil bu seferki, az da olsa bir duygudaşlık (empati) emaresi var.


Fakat seni bu da kurtaramayacak kendinden. Çünkü seni kendinle başbaşa bırakacak kadar, sevgili kardeşim Fatih gibi, haksızlığa karşı acımasızlaştım ben. O okuduğun, ama beğenmediğin blog gönderisinde yazmış olduğum gibi, ben artık eski Oğuzhan değilim. Karşında TSK nın ve TSK da bulunmanın getirdiği psikolojik durumun yaratmış olduğu yeni bir insan var. Senden öncekilerin ve son darbeyi koyan kişi olarak, senin yarattığın bir insan var...

Bulunduğum ortamda, nişanlılarıyla/sevgilileriyle benimkine benzer bir durumumu yaşayıp, G3 tüfeği ile kafasına sıkan adamlar vardı (ciddi söylüyorum). Üstelik bunlar, benim gibi askerliği kısa dönem yapan kişilerdi. Ben sıkmadım. Çünkü ben gerçek özgürlüğü (ve dolayısıyla sevgiyi) anlamış biriydim. İnsanın elindeki ile yetinebileceğini, mutlu olabileceğini; hayatın sadece karı/kız demek olmadığını, arkadaş olmanın, dost olmanın, yoldaş olmanın ve en önemlisi, İNSAN olmanın daha önemli olduğunu, sevginin sadece iki sevgili arasında değil, arkadaş-dost-yoldaş arasında, hatta insan ile diğer tüm canlı veya cansız alem arasında da olduğunu, gerçek sevgi nin bu olduğunu ve temelinde özgürlük-sorumluluk olduğunu bilen bir insandım.
Cahillik mutluluktur diyenler yanılıyorlar bence. Bilgi sahibi olan adam asıl mutlu olandır. Çünkü bilgi, insanı özgür kılar, sorumlu kılar. Bilen insan, özgürdür. Özgür insan ise sevgiyi anlayabilir ancak.

O nedenle Aydınlık ve Sevgi dedim ömrüm boyunca, hala daha demekteyim.

Benim bütün hayat felsefem, dünya görüşüm, Aydınlık ve Sevgi üzerine kuruludur. Bilgi sahibi ol ve bu bilgiyi insanoğlu ile karşılıksız paylaşabilecek kadar sev onu. Dürüst ol, şeffaf ol, açık ol. Gizli saklı olma, aldatıcı olma, aldatma. Göründüğün gibi ol veya olduğun gibi görün. İnsan ayırma, onu sev, ancak haksızlığa karşı da acımasız, sert ol! Vicdansıza acıma! Onu kendi vicdanı ile başbaşa bırak, çünkü dünyanın en adaletli hakimi odur...

İşte bende şimdi, KENDİME KARŞI YAPILANLARA bir TAVIR TAKINARAK, ÖZGÜRLÜĞÜMÜ belli ediyor, seni kendinle başbaşa bırakıyorum.

Beni ya profilinden sil, ya da bir cevap ver

demişsin mesajında.

Cevap verdim diye sevinme sakın, çünkü ben şu an sana cevap vermiyorum. Cevabı sana vicdanın verecek. Silmeyeceğimde seni profilimden. Vicdanına her daim yaptığın hatayı hatırlatması için, silmeyeceğim. Sen silip silmemekte özgürsün tabiki de. Ama sanal alemden silsen bile, gerçek alemden, vicdanından silemeyeceğin kesin. Diğerleri de silememişlerdi çünkü...

Not: Bu mektubu özelden yazmıyorum, blogumdan yayınlıyorum, tüm dünya görsün, okusun diye. Senin gibi sis perdeleri ardına saklanarak, başkalarının arkasından iş çevirmiyorum ben, ömrüm boyunca yapmadım, asla da yapmayacağım. Çünkü;




“Gizlilik” sözcüğü, özgür ve açık bir toplumda tiksindiricidir ve bizler insan olarak, doğamız ve tarihimiz gereği gizli topluluklara, gizli yeminlere ve gizli işlemlere karşıyızdır.
Karşı olduğumuz, dünyayı sarmış olan ve öncelikle; kendi etki alanını genişletmek için, gizli saklı amaçlara dayanan, kocaman ve acımasız bir komplodur.


Bu komplo, saldırı yerine (askerle saldırmak), içimize sızmaya ( gizli ajanlar vs.); seçim yerine, hükümeti yıkmaya/devirmeye (darbeler), özgür seçim yerine korkutmaya dayalı bir komplodur.
Bu öyle bir sistemdir ki, muazzam miktarda insani ve maddi kaynakları, sıkıca ördüğü; askeri, diplomatik, istihbarat, ekonomik, bilimsel ve siyasi operasyonlarla birleştirerek, yüksek verimli bir makine haline getirip, emellerine doğru sürükler.


Onun hazırlıkları gizlenir, yayınlanmaz.


Onun hataları gömülür, manşet olarak gazetelere geçmez.


Onun muhalifleri susturulur, övülmez.


Hiçbir harcama sorgulanmaz, hiçbir sır açığa çıkmaz.


Bu nedenledir ki, Atinalı yasa koyucu Solon (M.Ö. 640-559'da yaşadığı tahmin edilen, Atinalı devlet adamı ve şair.) onu, tartışmadan (özgür tartışma/fikirlerin özgürce ifade edilmesi) kaçınan her vatandaş için, suç olarak addetmiştir.


Olağanüstü bir vazife olan, Amerikan halkını aydınlatma ve uyarma konusunda sizlerden yardım istiyorum. Sizin yardımınız sayesinde rahatlıkla şunu söyleyebilirim ki; insanoğlu doğduğu şekilde olacaktır:


ÖZGÜR VE BAĞIMSIZ.


John Fitzgerald KENNEDY

Seni vicdanınla baş başa bırakmak üzere,

Oğuzhan T. Özdemir

Ben ölmeden önce...

Evet ben öldüm, çünkü eski Oğuzhan yok artık. Yeni biri var ve bu ben, tanıdığınız, alıştığınız kişi değil. Bu yazıda ise, kafanızdan an itibariyle geçenin aksine, bu yeni kişiden bahsetmeyeceğim. Çünkü bu kişinin kim, ne olduğunu, nasıl biri olduğunu sadece eski ben i daha iyi tanıyarak anlayabileceğinizi düşünüyorum. Hem yeni ben i tanımak isteyeceğinizi de sanmıyorum. Öyleyse ben ölmeden önce başlasın...

Birçoğunuzun farketmiş olduğu gibi, aylardır ortalıklarda yoktum. Askerde olmamın bundaki payı elbette büyüktü, ancak askerden döndükten sonra bile, internet mecrasında eskisi kadar varlığımı hissettirmemiştim (hatta birçok kişi askerden döndüğümü bile bilmiyor belki hala). Döndüğümden beri çektiğim türlü sıkıntılar ve sivil hayata alışma çabaları bunda etkili olmuştu, fakat asıl neden bu değildi, olamazdı da. Çünkü daha önceleri çok daha zor koşul ve sıkıntılara rağmen bu bloga yazıyordum. Demek ki asıl neden başkaydı. İşte o başka şey, benim şu an yazmakta olduğum bu gönderiyi yazmama neden olan şeydi, yani benim ölümüm dü.

Peki bir insan nasıl ölebilir? Ölmek ne demektir? Sanırım önce bu sorulara yanıt vermek daha doğru olacaktır. Şüphesiz ki ölüm, kelime anlamı itibariyle somut bir gerçekliği, insanın hayatını yitirme olgusunu ifade eder. Ancak aynı ölüm, yüzyıllar boyunca çeşitli sanatçıların, kendi dallarında ürettikleri eserlerin dışavurduğu gibi bir mecazı da; kısacası soyut, dış dünyada nesnel karşılığı bulunmayan, sadece zihinsel olan bir olguyu da ifade edebilir. İşte benimki de bu türden bir ölümdü. Benliğimin ölümü, vücudumun değil...

Yazıya başlarken belirtmiş olduğum gibi, şu an kim ve nasıl biri olduğumun, neye dönüştüğümün hiçbir önemi kalmadı, çünkü ben öldüm! Beni ben yapan herşeyi kaybettim. Ben artık eski ben değilim, yeni bir ben var ve bu ben, eski ben i öldürmek için elinden geleni yapmış olan toplumun eseri.

Peki bu eski ben kimdi? Kimdi sizin; arkadaşınız, dostunuz, abiniz, oğlunuz, sevgiliniz, öğretmeniniz, yazarınız vs. vs. vs...? Kimdi, siz toplumun yok etmek için elinden geleni yaptığı bu lanet olası herif? Kimdi?! Burada eski ben in kim olduğu hakkında, yeni ben olarak bir roman kadar yazı yazabilirim. Ama bunu yapmayacağım, çünkü ben yeni ben im. O nedenle eski ben in hatırına, sanatsal bir biçimde, Fatih Erdemci' nin bu yazıya ilham olan Ben Ölmeden Önce şarkısının sözlerini kullanarak cevaplandıracağım kimdi? sorusunu. Başlıyorum:

Ben ölmeden önce
Bir sürü dostum vardı

Evet, eski ben in bir sürü dostu vardı. Çünkü;

Ben ölmeden önce
Bir sürü düşüm vardı

O içi içine sığmayan,  idealist, iyimser ve geleceğe umutla bakan, sevgi ve enerji dolu bir insan olduğu için, kısacası bir sürü düşü olduğu için bir sürü dostu vardı. İnsanlara en zor anlarında umut aşılayabiliyor, hayatın bir anlamı olduğuna çevresindekileri ve daha da önemlisi kendisini inandırabiliyordu...


Devam edelim;

Ben ölmeden önce
Bir sürü aşkım oldu

Evet oldu. Burada aşk kelimesini, hem kelime anlamıyla, hemde, aynı ölüm kelimesinde olduğu gibi, mecaz anlamıyla almamız gerekmekte. Aşk, eski ben in sadece kişilere duyduğu bir aşk değildi çünkü, aynı zamanda fikirlere (veya yukarıda belirtildiği gibi düşlere) duyduğu bir aşktı. Hatta bu yüzden aşkın kendisi ne bile bir aşk duymuştu. Ve tüm bunlardan ötürü;

Ben ölmeden önce
Bir sürü hatam oldu

Evet, eski ben şüphesiz ki bazı değerlere inanıyordu. Bu değerlerden ötürü de bir sürü hatası olmuştu. Çünkü o değerler, toplumun yapısı ve işleyişi ile çelişiyordu. Toplum akla, aydınlığa, vicdana, sevgiye, dürüstlüğe, doğruluğa, adalete, insanlığa ve buna benzer bir sürü kavrama değer vermiyordu. Birer değer olarak bile görmüyordu bunları. Bu nedenle bunları savunanları, ya işine gelmediği için yok etmeye çabalıyor; ya da herşeyi artık birer eğlence malzemesi haline getirdiği ve ardamarı çatlamış olduğu için, enayi olarak değerlendirip dalga geçiyordu. Üstelik bunu sadece toplum bir bütün olarak yapmıyordu, onu meydana getiren bireylerde tek tek yapıyordu, çünkü toplum denilen şey, o bireylerdi. O bireyler ki, kimi kendi menfaati dolayısıyla, eski ben in toplumsal gelenekleri yerine getirmesi için onu zorlayarak hayatını karartmak istemiş; kimi eski ben i olduğu gibi kabul edemeyip onu yontma derdine düşmüş, yontamayınca da ondan habersiz, yontabileceğini düşündüğü birini bulmuş ve eski ben i  en zor anında arkasından vurmuş; kimiyse görmemiş ve ayrıca normalde 3 kuruşluk  değere sahip biri olduğundan, eski ben in ona verdiği 5 kuruşluk değer sebebiyle, aradaki 2 kuruş için kibirlenmiş ve eski ben i artık hem kendine layık görmeyerek, hemde başkalarıyla alem yapabilmek adına, onu çok çetin şartlar altında bulunduğu bir ortamda kendi yalnızlığına terketmiştir. Ancak;

Herşeye rağmen pişman değilim
Herşeye rağmen pişman değilim

Eski ben öldüğü için, yeni ben in eski ben in hatalarından ötürü pişman olmasına gerek yok. Ama;

Ama yinede, bazen düşündüğümde
Bir gün gelirde, yaşarım bende yine


Diyor Fatih Erdemci (bu sefer ben, yani yeni ben demiyorum bunu) eski ben için. Yani eski ben in tekrar dirilebileceğini öngörüyor. Bu arada o da ne? Uzaklardan bir ses duyar gibiyim, eski ben den içimde kalan ruh kırıntıları birşeyler söyleme çalışıyor galiba;

Tüm aşklarım, yalan mıydı ey tanrım?
Çok yalnızım
Eriyorum yavaş yavaş
Yavaş yavaş

Ne diyorsun eski ben? Sen öldün, yoksun artık. Ne yavaş yavaş erimesi? Sen ölüsün, bittin, unufak oldun. Asla geri gelmeyeceksin, asla! Yaşamayacaksın, senin yaşamanı istemiyorlar! Seni öldürdüler, anlamıyor musun? Kurşuna dizdiler seni, öldün. Darağacında astılar yaşını büyüterek, öldün. Arabana bomba yerleştirdiler, kontağı çevirdin, patladı, öldün. İftira ile hapse attılar, bunu kendine yediremediğin için öldün. Ama herşeyden daha vahim olarak, fikirlerini yok ettiler. Aşkını, sevgini, insanlığını, adaletini, merhametini, vicdanını, aydınlığını, dürüstlüğünü ve en sonunda aklını aldılar. Artık sen yoksun, onların istediği biri var. Düşleri olmayan, gerçekçi biri var. Onların gerçeklerini kabul etmiş biri var. Bu yüzden eski ben, tüm aşkların yalandı senin. Bunu görebilmek için tanrı olmaya gerek yok. Hani ölümden başkası yalan demiş ya Candan Erçetin, hepsi yalandı işte. Tek gerçek var, senin ölmüş olduğun gerçeği.

Bitti. O artık bir daha geri gelmeyecek. İdealist, düş kuran ben (eski ben) bir daha geri gelmeyecek. Zafer Kılıç artık kıçına kına yakabilir. Gerçek materyalizm, maddecilik veya özdekçilik (veya her ne olarak adlandırılacaksa) budur çünkü. Fikirlerin tamamen yokoluşudur. Dolayısıyla onları meydana getiren duyguların da yokoluşudur. Bir beynin sağ küresinin imha edilişi, sol küre ile yetinilmesi durumudur. Robotlaşmadır, monotonlaşmadır; sıradanlaşma, olağanlaşma, eşsiz özelliklerini, biricikliğini ve bireyselliğini kaybetmesidir insanın. Günümüzde olduğu gibi, meta/madde tapınmacılığıdır. Herşeyin alınıp satılıyor olma durumu, herşeyin fiyatının hesaplanabilmesi gerçeğidir. Aşk, sevgi, vicdan, adalet, doğruluk, dürüstlük, insanlık vb. gibi soyut kavramların yok oluşu, buharlaşmasıdır. Bunların yerini maddi zevklerin almasıdır. Demokrasi, özgürlük, adalet gibi değerlerin çarpıtılarak, maddi çıkarlara dönük işlevsel birer araç haline getirilmesidir. Hatta AMAÇ olması gereken bütün değerlerin AMAÇ olmaktan çıkıp ARAÇ haline getirilmesidir...

Neyse, bu kadarlık yeter. Eski ben nasıl olsa artık tarihe karıştı...

The Bitter End
(acı son)



Demek bir yazar olmak istiyorsun?

Demek bir yazar olmak istiyorsun?

Herşeye rağmen,

İçinden patlayarak gelmiyorsa,

Olma.

Ansızın;

Kalbinden,

Ve zihninden,

Ve ağzından,

Ve bağırsaklarından,

Çıkmıyorsa,

Olma.

Bir varmış, bir yokmuş, bir zamanlar insan varmış...

Şüphesiz ki çocukluk günleri, insan hayatının en önemli dönemlerinden birini oluşturmaktadır. İnsan bu dönemde çevresini ve dünyayı tanımaya, hızlı ama emin adımlarla zihinsel dünyasını genişletmeye çalışmaktadır. Sevgi ortamında, doğru eğitim ile büyüyen bir çocuğun, ileride sağlıklı düşünebilen bir yetişkin olma ihtimalinin yüksek olduğu, eğitimbilim (pedagoji) tarafından kabul edilir...

Hatırlanacağı üzere, bu sene de, ülke olarak 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramını kutlamıştık. Çocuklara meclisimizi bir kez daha devretmiş, bir kez daha onları önplana çıkarmıştık. Kimi çocuklar bu günü yine sıradan bir gün olarak, kimisi yine güle oynaya, şarkılar söyleyerek, kimisi ise; Zafer arkadaşımın facebook profilinden paylaşmış olduğu yandaki resimde görmüş olduğunuz gibi, sefalet içerisinde geçirmişti.

Sevdim

SEVDİM

Kırıntı topladınız mı hiç yerden?
Tane tane, binbir zahmetle...

Binbir zahmetle onarmaya çalıştınız mı?
Tuzbuz olmuş bir vazoyu...

Ne zordu değil mi, biraraya getirmek?
Unufak olmuş parçaları...

Parçalar parçalamıştı çünkü,
Parçalanmışların parçalananlarını...